The scope of this study is to investigate Immanuel Kant's views on women, which have significantly influenced and shaped philosophy for more than two centuries. As is known, for a significant part of Western history, women have remained in the background as a gender. The fact that social life has been shaped as a male-dominated structure and women have not had enough say has naturally caused the same effect in the world of thought and science in general. Kant, who subjected his predecessors to serious criticism and almost eliminated the possibility of doing an old type of philosophy, is expected to produce a thought about this injustice between the sexes. However, it is obvious that this expectation was not realized in Kant's lifetime but in the last century. Undoubtedly, Kant's great contribution to the history of thought and his research in many fields have made it necessary to take him into account in any philosophical study after him. As much as this necessity applies to philosophical studies, we can say that the same necessity is imposed on Kant and Kantian thought. For this reason, relations are established between Kant's life and Kantian thought, and the contradictions and incompatibilities that emerge are either deepened or tried to be overcome.This study aims not to be articulated with either approach and is concerned with what can and cannot be expected from Kant. We think that the decisive attitude in this distinction is not to fall into anachronism. Although the objectivity and universality of philosophy excludes the discussion of anachronism, we think that establishing a relationship between the life and thought of the philosopher is also a philosophical anachronism. This is because establishing a relationship between a philosopher's life and thought would drag philosophy into subjectivity and localism. Therefore, our study will aim to draw a boundary between Kant's life and thought and evaluate existing studies in this respect.
Bu çalışmanın kapsamı, iki yüzyıldan fazla bir süredir felsefeyi ciddi an-lamda etkilemiş ve şekillendirmiş olan Immanuel Kant'ın kadın hakkındaki görüşlerini araştırmaktır. Bilindiği üzere Batı tarihinin önemli bir kısmında kadın cinsiyet olarak ikinci planda kalmıştır. Sosyal hayatın erkek egemen bir yapı halinde şekillenmesi, kadınların yeterince söz sahibi olamaması do-ğal bir şekilde düşünce ve genel olarak bilim dünyasında da aynı etkiye se-bep olmuştur. Kendisinden önceki düşünceyi ciddi bir eleştiriye tabi tutan ve neredeyse eski tip bir felsefe yapma imkanını ortadan kaldıran Kant’ın, aynı şekilde cinsiyetler arasında süregelen bu haksızlığa ilişkin bir düşünce üret-mesi beklenmektedir. Fakat bu beklentinin Kant’ın yaşadığı dönemde değil son yüzyılda açığa çıktığı da aşikardır. Kuşkusuz Kant’ın düşünce tarihine yaptığı büyük katkı ve birçok alana ilişkin araştırmaları kendisinden sonraki herhangi bir felsefi çalışmada hesaba katılmasını gereklilik haline getirmiştir. Söz konusu gereklilik yapılan felsefe çalışmalar için geçerli olduğu kadar aynı gerekliliğin Kant’a ve Kant düşüncesine de dayatıldığını söyleyebiliriz. Bu sebeple Kant’ın yaşamı ile Kant düşüncesi arasında ilgiler kurulmakta ve açığa çıkan çelişkiler, örtüşmezlikler ya derinleştirilmektedir ya da aşılmaya çalışılmaktadır. Bu çalışma iki yaklaşıma da eklemlenmeme amacı taşımakta olup, Kant’tan neyin beklenebileceği ve neyin beklenemeyeceği ile ilgilen-mektedir. Bu ayrımda belirleyici olan tutumun ise anakronizme düşmemek olduğunu düşünüyoruz. Felsefenin nesnelliği ve evrenselliği her ne kadar anakronizm tartışmasını dışlasa da filozofun yaşamı ile düşüncesi arasında ilgi kurmanın da felsefi bir anakronizm olduğunu düşünüyoruz. Zira filozo-fun yaşamı ile düşüncesi arasında ilgi kurmak felsefeyi öznelliğe ve yerelliğe sürükleyecektir. Dolayısıyla çalışmamız Kant’ın yaşamı ile düşüncesi arasına sınır çizmeyi amaçlayacak ve mevcut çalışmaları da bu açıdan değerlendi-recektir.